06 Aralık 2013

YAGMURLA SILINEN YILLAR


Mutfakta pencerenin önünde duruyorum yağmurlu bir ağustos akşamı. Radyoda çalan güzel parçalar, ruhumun dinlenmesi için işbirliği yapıyor yağmurla.

Yağmurla düşüyorum yere. Kendime gelebilmek için sırılsıklam oluyorum ama olmuyor. Yüreğim acı içinde çırpınıyor. Beynim durdu,  düşünemiyorum. Cevaplanacak çok soru var bedenimi hücre hücre saran. Beynimse cevaplamayarak yüreğimi acitma işini üstlenmiş gibi.

Gözyaşlarım yağmur oldu yağıyor.  Bu sefer gözümden dökülmüyor yaşlar. Bu sefer yalnız ben ağlamıyorum halime. Gökyüzü ağlıyor yalnızlığıma, çaresizliğime. Gök yere dökülüyor,  acılarım sel olup akıyor. Acılarım terk ederken beni yüreğimi de alıyor parçalayarak.

Eski, yağmur gibi akıp gidiyor hayatımdan. Parçalanan yüreğimi onaramadan yeni yaralar açıyorum. Yüreğim yeni acılarla doluyor. Bu acılar sahte bir mutluluk aslında farkına sonradan vardığım.

Pencereme yağmurla düşüyorum damla damla...